Allah’ın Rakamlara Gizlediği Büyük Sır

Allah’ın Rakamlara Gizlediği Büyük Sır


Rakamların ve matematiğin evren ile olan
ilişkisi tüm bilim dünyasınca kabul edilmiştir. Yüce kitabımız Kuranı Kerimde’de pek
çok ayet bazı rakamsal şifreler içermektedir. Ebced hesaplamaları ve cifir ilmiyle uğraşan
alimler tarih boyunca pek çok önemli olayı açık detaylarıyla bildirmişlerdir. Bu alimlerin en hiç bilinmese de en önemlisi
İbni Haldun’dur ve 2020 – 2021 seneleri için şiirlerine şifrelediği kehanetler
gerçektende hayret vericidir. Arap yazısı hakkında bilgi veren klasik
kaynaklarda, alfabedeki harflerin önceleri “et-tertîbü’l-ebcedî” denilen sıralamada
görüldüğü şekilde düzenlenmiş oldukları ifade edilmekte; dinî metinlerde ise bu tertibin
başlangıcı Hz. Âdem’e kadar çıkarılmaktadır. Hz. Peygamber devrinde de kullanılan ebced tertibi,
Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân zamanında (685-705) değiştirilerek
yerine Nasr b. Âsım ile Yahyâ b. Ya‘mer el-Udvânî’nin hazırladıkları,
birbirine benzer harflerin ardarda sıralanması esasına dayanan bugünkü “hurûfü’l-hecâ”
tertibi getirilmiştir. Ebced, aslında alfabedeki harflerin kolaylıkla
hatırda tutulmasını sağlamak için eski dönemlerde geliştirilmiş bir formül olup
gerçekte bir anlamı bulunmayan kelimelerinin ilki “ebced” (abucad, ebuced) şeklinde
okunduğu için bu adla anılmıştır. Bu formülde yer alan kelimeler şunlardır:
ebced (أبجد), hevvez (هوز), huttî (حطي), kelemen (كلمن), sa‘fes (سعفص),
karaşet (قرشت), sehaz (ثخذ), dazağ (ضظغ). Türkçe’de bu tertibin son kelimesi, ayrı
bir rakam değerine sahip olmayan lâmelif (لا) ile bitirilerek dazığlen (ضظغلًا)
şeklinde söylenmekte ve ardına da daima Mü’minûn sûresinin 14. âyetinin sonunda yer alan “fe-tebâreke’llāhü
ahsenü’l-hâlikīn” (فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ)
ibaresi eklenmektedir. Buna uygun olarak hat sanatında da murakka‘lar
ve meşk mecmualarındaki müfredât kısmı bittikten sonra mürekkebât kısmının başına,
Arap harflerinin birleşmesine ait özellikleri topluca göstermek üzere konulan ebced tertibinin
genellikle bu şekilde yazıldığı ve bunun istife de uygun düştüğü görülmektedir. Mağrib müslümanları ise sa‘fes, karaşet
ve dazağ kelimelerini sa‘faz (صعفض), karaset (قرست) ve zağaş (ظغش) şeklinde
söylemektedirler. Ebced sisteminin İbrânîce ve râmîce’nin
de etkisiyle Nabatîce’den Arapça’ya geçtiği kabul edilmektedir. Çünkü harflerin ebced tertibinde dizilişi
bu dillerin alfabelerindeki sıraya uygundur ve harflerin aşağıda açıklanan sayı
değerleri de onlarınkilerle aynıdır. Araplar arasında benimsenmiş olan bu tertipteki
sekiz kelimeden “revâdif” denilen son ikisi hariç diğerlerinin, Hz. Şuayb kavminden gelen ve Arap yazısının
mûcidi oldukları kabul edilen altı Medyen (Medâin) hükümdarının veya altı şeytanın
yahut da günlerin adı olduğu şeklindeki rivayetler ilmî bir değer taşımayan folklorik
unsurlardır. Ebcedle ilgili olarak bazı hadislere de rastlanmakta,
ancak İbn Teymiyye bunların başlıcalarını verip râvilerini tenkit ederek güvenilir
olmadıklarını açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır. Bir rivayette Hz. Ali ve İbn Abbas’a dayanılarak her kelimenin
Hz. Âdem’in cennetten ayrılışı ile tövbesi
arasında geçen sürenin çeşitli safhalarını ifade ettiği öne sürülmektedir. Tarih boyunca ebced harflerinin değişik
sistemlere göre farklı şekillerde sayı değerleri ortaya çıkmış ve bunların
birbirleriyle mukayesesi neticesinde de izah edilmesi güç, şaşırtıcı eşitlikler
ve benzerlikler bulunarak bu kelime ve rakamların bazı sırlara ve fevkalâde özelliklere
sahip oldukları anlaşılmıştır. “Ebced risâleleri” adıyla anılabilecek
değişik isim ve muhtevadaki bazı yazmalarda bu konuya dair çok çeşitli ve zengin bilgiler
bulunmaktadır. Aynı veya yakın anlamlara gelen bazı değişik
kelimelerin ebced karşılıklarının aynı sayıyı verdiği görülmektedir; meselâ
“Allah” ve “hilâl” kelimelerinin ebced değerleri eşit olduğundan Türk bayrağındaki
hilâl Allah’ı sembolize eder. Ayrıca Türkçe bir deyim olan “işi 66’ya
bağlamak” da bu sebeple meseleyi Allah’a havale etmek şeklinde izah edilmiştir. Ebced sistemi İslâm dünyasında özellikle
tasavvuf, astronomi, astroloji, edebiyat ve mimari alanlarıyla cifr (cefr*) ve vefk*e
ait konuları geniş anlamda içine alan havas ilminde, ayrıca sihir ve büyücülükte
kullanılmıştır. Ebced halk arasında da çeşitli maksatlarla
kullanılmıştır. Bunlardan biri, doğum yılını veren harflerin
bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan kelimenin çocuğa ad olarak konulmasıdır. Meselâ hicrî 1290 (1873) yılında doğan
Mehmed Âkif Ersoy’un adı babası tarafından bu usulle Ragıyf olarak konulmuş, fakat
bu alışılmamış kelime, babasının ölünceye kadar Ragıyf demekte ısrar etmesine rağmen
yakın çevresi tarafından Âkif şekline dönüştürülmüştür. Ebced halk arasında en fazla zâyîçe, tılsım,
muska ve vefklerin hazırlanmasında kullanılmıştır. İbn Haldûn, çeşitli ilimlerden bahsederken
havas ilimlerinden sayılan bu konular hakkında bir fikir verebilmek için eser ve müellif
adı da zikrederek nakle değer bulduğu bazı örnekleri açıklamıştır. Türkçe’de genel olarak “yıldıznâme”
adı verilen müstakil eserlerde de bu maksatla hazırlanmış ebcede dayanan çeşitli bilgilerin
yer aldığı görülmektedir. Ayrıca halk arasında bir yanlış bilgiden
kaynaklandığı için Gazzâlî’ye atfedilerek çok rağbet gösterilen bedûh tılsımı
da bunlardan biridir. Ebcede dayanan ama çok daha karmaşık bir
hesaplama sistemiyle yapılan gelecek tahminlerine, yani tam kehanete ‘cifir’ denir. Geçmişin büyük álimlerinin neredeyse
tamamı kehanete merak salıp cifirle uğraşmış ve olacakları çok az bir kısmını bilmişlerdir. Kehanetler açık şekilde değil, mutlaka
şifreyle yazılmışlardır. Káhinlerin kanaatine göre kafa karıştırıcı
şifreleri kullanmak şarttır, zira kehanetler sıradan kişilerce değil, bu ilimlere vákıf
olanlar tarafından çözülmelidir. İşte, ebced ve cifir yoluyla gelecekten
haber veren nádir kişilerden biri de Müştak Baba’dır. Ankara’nın Hicri tarihle 1341’de yani
1923’te başkent olacağını 100 sene öncesinden haber vermiştir. Müştak baba hakkında ve bu kehanetine dair
pek çok bilgiyi internette bulabilirsiniz. İslam tarihi’nin en büyük cifir ilmi üstadı
ne yazık ki ismi pek duyulmamış ibni haldun dur. Bu kişi oldukça gizemli birisidir 1100!lü
yılların başında Bağdat’ta yaşamış ve burada ölmüştür. Yaptığı kehanetlerse gerçek manası ile
anlaşılsa dünyada Nostradamus’un adı dahi konuşulmayacaktır. İbni haldun kehanetlerini tıpkı diğer
cifir ilmi üstadları gibi şiirlere gizleyerek bir kitap haline getirmiştir. Bu değerli kitap Irak’ın işgaline kadar
Bağdat kütüphanesinde özenle korunuyordu ancak sonrasında ortadan kayboldu. İbni Haldun kehanetlerine ilk başladığında
müslüman devletlerin liderlerine mektuplar yazarak onların başlarına gelecek kötü
olayları ve tahttan nasıl ineceklerini haber veriyordu. Bir süre sonra tüm söylediklerinin çıkmaya
başlamasıyla ünü yayıldı. Pek çok sultan onu sarayına davet ettiyse
de o ret etti. Rivayete göre bu ün onu rahatsız etmeye
başlayınca 20 müridiyle beraber dağlarda bir mağarada yaşamaya başlar ve dünyada
geleceğe dair gerçekleşecek tüm olaylar hakkında önemli kehanetlerde bulunur. Daha sonrada bu kehanetlerini bir kitapta
toplar. İlk Önemli kehanetiyse 1299 senesinde Osmanlı
devletinin kurulmasıyla gerçekleşir. Kehanetleri arasında 1453 senesinde İstanbul
fetih edileceği. Viyana’nın kuşatılıp alınamayacağı
da yerini almıştır. Kitabın ilk bölümlerinde cifir ilmi ile
hesap edilen kehanetler sadece islam ülkelerinde dairdir sonralarındaysa nedendir bilinmez
kehanetler globalleşmeye başlar. Global çapta yaptığı ufak kehanetleri
birinci ve ikinci dünya savaşlarını kesin olarak bildirdiği tarihlerle büyütür. İbni Haldun’un bizi en fazla alakada eden
kehanetlerinin bulunduğu şiirse günümüz Türkçesi ile şöyledir. Kim ayırıyor dünyayı “hayvan” ile “insan”
Ben şiir yazan bir kurdum Ve Dünya da bir şiir değil mi : Gökyüzünde
uçarak Bir deli diyor ki : Dünya olsa olsa
Tanrının mısraıdır ancak Ve kimse yarın daha çok sevmeyecek
Rüzgarların insan ruhunu değiştirdiğine inanmıyorum
En önemli sözü günün karımdan geliyor, diyor ki
Rabbin şiiri devirine göre akar su gibi her şeyin vakti gelir hiç birşey olamaz
ebedi Bahçeye çıkıyorum ağaca bakıyor ve dönüyorum
Diyorum ki : Sözcüklerdir bağlayan beni geçmişe ve geleceğe
Öleceğim ve “geçmiş-gelecek” ben olacağım Ben “ağaçlar” olacağım Ancak o zaman teselli
bulacağım Bu şiirde cifir ilmi ile şifrelenen mesaj
deşifre edildiğinde İbni Haldun’un 2020 – 2021 senelerinde dünyada korkunç hastalık
salgınları ve büyük felaketler yaşanacağını çok insanın hayatını kaybedeceğini maharetle
yazdığını görüyoruz. Ayrıca şiirin altında direkt olarak düşülmüş
birde not var. Notta Şöyle yazıyor; Dünya gittikçe kalabalıklaşır
kalabalıklaşır insanlar sokaklara şehirlere sığmaz hiç kimse bir yerde yalnız kalamaz. Bir vakte kadar bu geçimlik böyle sürer
sonra bir elem kaplar cihanı O zaman Mekke’yi görüyorum. Hz Adem babamızın ilk peygamberlik yıllarında
ki gibi birkaç kişi hariç kimseler yok. O zaman başka büyük şehirleri görüyorum
içerisinde insan yok hayvanlara ve bitkilere yurt olmuşlar. İbni Haldun’nun çağımıza dair başkaca
pek çok net kehanet şiirleri vardır. Bağdan kütüphanesinden zamanında Kahire
Müzesi tarafından alınmış birkaç sayfa kopya bulunmaktadır. Videoda verdiğim bilgilerde bu kopyalardan
tercüme edilip deşifre edilebilen kısımlardır. Elime daha fazla deşifre şiir geçtiği
takdirde bunlarıda instagram üzerinden sizlerle paylaşacağım. Konuya ilgi duyarsanız benimle instagramdan
arkadaş olarak gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

15 thoughts on “Allah’ın Rakamlara Gizlediği Büyük Sır”

  1. Konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için linke tıklayarak instagramdan arkadaşım olun https://www.instagram.com/kultkanal/

  2. Abim benim seni seviyorum videolarin süper seni uzun zamandir takip ediyorum ve aboneyim cansin abim❤❤👍

  3. 💫Son attığım videoyla kanalımı ilgi odağı yaptığınız için sizlere minnettarım. Sizler yanımda olduğunuz sürece elimden gelenin çok çok fazlasını yapacağım. Sizleri seviyorum abone olup beğenmeye devam edin 🙂

  4. ilk başta videonun ismini Allah ın reklamlara gizlediği sır olarak okudum aşşa bu ne amg dedim sonra dan rakam olduğunu farkettim .d

Leave a Reply